Yargı bumerang gibidir.İdam büyük risk!

Yargı bumerang gibidir.İdam büyük risk!

Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen:

Esas olan milletin iradesidir, lakin etki tepki ile yönetilmemeliyiz. Kovboy filmlerinde olduğu gibi yaşayamayız. Şunu söyleyeyim; ben idam cezasına taraftar bir hukukçuyum. Siyasi suçlarda değil, fakat insan yaşamına karşı işlenen suçlarda idam cezasının tatbik edilebileceğini düşünüyorum. Ancak, 15 Temmuz travmasından sonra yıpranmış bir yargıyı tamir ederek sorunu gidermeye çalışırken, bu şekilde bir ceza getirdiğinizde bunun düzgün uygulanmayacağı konusundaki kuşkuları bertaraf edemezsiniz. Mevcut hukuk sistemi de buna müsaade edmez ve getirildiği taktirde bunun bedeli ağır olabilir.

İdam cezası isteği 15 Temmuz’da dillendirildi, istendi. Şimdi de kamuoyunu sarsan çocuk ölümleri konuyu ateşlendirdi. Aslında burda hem siyasi hem toplumsal bir vaka var. Şimdi halk idam istiyor, siyasiler de halkın isteğini duyuyor. Ancak bu işin hukuki boyutu var. İdam cezası nasıl gelebilir?

“İDAM CEZASI HUKUKEN İMKANSIZ”

TC bir hukuk devleti ve bunun bir önemi var. Anayasanın 2. maddesi bunu net olarak ortaya koyuyor. Hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre yasa çıkarmak ve uygulamak zorundayız; lakin kanunların tatbikatında hukukun evrensel ilke ve esaslarından sapmalar olduğunu görüyoruz. Aynı sorunu idam cezasında da yaşıyoruz. İdam; genel ismi ile idam cezası, Ceza Hukukunda uygulanmış, kefaret üstünden ödeticilik, öç ve tasfiye edicilik, kısaca uslandırılması mümkün olmayan insanlardan toplumun kurtulması manasında tatbik edilmiş. İlkel görüldüğü için Portekiz’den başlayarak, özellikle Kıta Avrupası’nda zamanla terk edilmiş. Biz de terk ettik. Rusya’da bile, kanunen düzenlenmiş olmakla birlikte uzun süredir uygulanmamakta. Kıta Avrupası’nın tüm ülkeleri Avrupa Konseyinin üyesidir. Avrupa Konseyi demek İnsan hakları Avrupa Sözleşmesi ve protokolleri ve beraberinde de idam cezasının kaldırılması demektir.

“DELİK AÇARSANIZ CİDDİ AÇMAZA GİREBİLİRİZ”

Ölüm cezası; Avrupa Konseyi üyesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin yetkisini tanıyan ülkelerde yasaktır. Ülkemizde; Anayasa m.17’ye göre, idam cezasının hangi nedenle olursa olsun tatbik edilmesi mümkün değildir. Anayasa bundan ibaretken, biz de Avrupa’dayken, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesiyken ölüm cezasını nasıl getireceksiniz? Ahde vefayla bugüne kadar hiçbir uluslar arası sözleşmeden çekilmemişiz. Böyle enteresan memleketiz, kısaca söze itimat ediyoruz. Toplum ne isterse istesin, politikacı ne söylerse söylesin, son söz hukuktadır. Bu kaide olduğu sürece; siz de Avrupa Konseyi’ndeyseniz, ordan da kopamayacağınıza göre, Anayasayı değiştirip ben buradan çıkarım derseniz ve göze alırsanız ahde vefayı, İHAM’ı terk ederseniz, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde delik açarsanız ciddi açmaza girebiliriz. Bu koşullar altında ölüm cezasını geri getirmek hukuken olanaksız. Bunun için Anayasayı değiştirmeniz ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nden çekilmeniz gerekir.

‘AB bizi oyalıyor, yanımızda değiller o halde çekilelim’ diyenler de vardır sanırım. Doğru olur mu bu?

“KOVBOY FİLMLERİNDE OLDUĞU GİBİ YAŞAYAMAYIZ”

Esas olan milletin iradesidir, lakin etki tepki ile yönetilmemeliyiz. Bir etki olduğu zaman, hemen tepki gösteriyoruz. Kovboy filmlerinde olduğu gibi yaşayamayız. Bize verin asalım, Çavuşesku’nun başına gelen gibi bir yöntemimiz yok bizim. Geçmişte bu manada sorun çekmişiz. İdam cezasını yalnızca insan yaşamına karşı işlenen suçlarla da sınırlandırmayıp, siyasi suçları da dahil ettiğinizde başınız sıkıntıda olabilir. Sözde Ergenekon, Balyoz ve 12 Eylül dönemlerinden geçtik. Toplum dedi ki “Avrupa zaten bizim ne iyiliğimizi istiyor zaten AB’ye de almıyorlar” ama bekara ayrılmak kolay.

“YÜZÜMÜZ AVRUPA’YA DÖNÜK OLMALI”

Bu işler o kadar zor ki. Bizim yüzümüz Avrupa’ya dönük olmalı. Biz Avrupa’dan, Avrupa da bizlerden vazgeçemez. Kapalı bir toplum değiliz. Bugün ekonomimiz bile ora ile endeksli. ABD’de de idam cezasını tatbik eden bazı eyaletler var, ama ABD Guantonamo’da yargılama da yapıyor onu mu savunacağım? ABD bu manada bir çok hukuka aykırı uygulamalarda bulunuyor. Onun her ifade ettiği doğru mu?

“BEN ÖLÜM CEZASINA TARAFTAR BİR HUKUKÇUYUM AMA..”

Şunu söyleyeyim; ben idam cezasına taraftar bir hukukçuyum. Siyasi suçlarda değil, fakat insan yaşamına karşı işlenen suçlarda idam cezasının tatbik edilebileceğini düşünüyorum. Evet, hatadan dönülemez, evet ilkel bir ceza olduğu ileri sürülebilir, lakin cezanın da beş fonksiyonu vardır: Kefaret, ödeticilik, önleyicilik, caydırıcılık, akıllandırıcılık. Ölüm cezası bunlardan belki akıllandırıcılığa hizmet etmez, ama ben şunu söylerim; “can alırsan can verirsin”. İdamda da atlamayalım gelirse bizde idamda şu getirilecektir, idam kararını Meclis onaylar, infazı öyle yapılır, kısaca mahkeme karar versin ama son sözü TBMM söylesin.

İdam cezasında gördüğüm eleştiriler ve endişeler de var. Endişeyi dile getireyim. İdam cezasından geriye dönüş yok. Türkiye’de FETÖ kumpaslarını gördük. FETÖ minnacık canlılık içerisindeyse ne olur?

“15 TEMMUZ SONRASI TRAVMA VE YARGIYA GÜVEN AZALMIŞ”

Siyasetçi; toplumun duyarlılığı karşısında gerekli reaksiyonu göstermek zorunda hissedebilir kendisini. Toplum çıkıp bağırabilir, lakin suçu engellemenin yegane vasıtası ceza hukuku değildir, ceza hukuku yardımcı vasıtadır. Toplum diyor ki “sallandırın göreyim”, “ben o insanlarla aynı toplumda yaşamak istemiyorum”, “bir gün af çıkarsa onu dışarda görmek istemiyorum”. Ceza hukukçuları da; Ceza Hukukunun çağdaş olanının akıllandırıcılıktır, önleyicilik olduğunu, bir hata yapıldığında, dönülebilirlik olması gerektiğini belirtir, lakin ölüm cezasında geri dönmek mümkün değildir.

TC’nin asıl yıpranmışlığı iki noktada karşımıza çıkıyor. Düzeltmeye çalışacağız bunları. Ciddi bir FETÖ/PDY, 15 Temmuz travması geçirdi bu ülke. 4 bini aşkın hakim ve savcının tasfiye edilip de yeniden bir düzen kurulmaya çalışıldığı yerdeyiz. Travma sonrası stres bozukluğu, kısaca yargıya güven azalmış. “Ben nerden bileyim sizin getireceğiniz idam cezasının yarın genişletilip de yaşama karşı işlenmeyen suçlarda da uygulanmayacağını” diyorlar. Dünyada, hukukun bilinen 27 evrensel ilke ve esas vardır. Önemli olan; kanununuzu, anayasanızı ve tatbikatınızı bu evrensel ilkelere ne kadar yaklaştırabildiğinizdir. Biz hala bu travmayı aşmaya çalışıyoruz ve bu konuda her türlü gayret sarf ediliyor. HSK Başkan Vekili de açıklama yapıyor, kendisine çok saygı duyarım, iyi olması için gayret gösteriyor, Yargıtay Başkanının açıklamaları da var, ama toplumda inandırıcılığımız ne? Yıpranmış bir yargı ile tamir etmeye çalışırken, bu şekilde bir ceza getirdiğinizde bunun düzgün uygulanmayacağı konusundaki kuşkuları bertaraf edemezsiniz. Bizim için önemli olan hukuk ve yargı sistemine güvenin sağlanması, esas olarak da öngörülebilirliktir.

“KUCAĞIMIZA BOMBA KOYDULAR”

Size bir durum tesbiti daha yapayım. FETÖ temizliğinden sonra yenilerinin önüne geçilmesi için hala kanuni düzenleme yapılmadı. 50 senelik yapının mucidi olan emperyalist güçler esasında kucağımıza bir bomba koydu. Bu konuda Cumhurbaşkanını itham ediyorlar, ama bu yapı Sn. Cumhurbaşkanı döneminde belki son noktasına geldi ama öncesinde vardı zaten. O dönemde de istihbarat rapor ediyordu. Ben de diyorum ki, bu hatadan ders çıkarıp da yazılı hukuk sisteminde, hukuk devletinde yasa olmazsa oturur beklersin. Bu tür bir yapının tekrar oluşmayacağı, palazlanmayacağı konusunda kimin garantisi var. Yapısal problemleri çözücü kanunlar çıkarılmadı, pansumanlar yapıldı. OHAL döneminden sonra bence buna bir bakış açısı getirilmeli. FETÖ Devlete talip oluyor. Oraya o valiyi atayacaksın, o millet vekilini getireceksin diyor. Seni mecbur ediyor, yoksa seni önce nazikçe tehdit ediyor, arkasından ele geçirdiği mekanizmayı devreye sokuyor. Devlet bunları sevmez, deyim yerinde ise tepeler geçer. Eğer Devletin varlığını sorgular hale getirirsen o vakit güvensizlik gelir. Devlet güçlü olacak. Devletin kanuna uygun olduktan sonra giremeyeceği ev olmaz. Önemli olan bunu doğru düzgün ciddi akılcı hukuki dürüst yapmasıdır.

Bir eleştiri de ölüm cezası gelirse FETÖ, PKK konusunda iadesi istenenlerin iadesinde güçlük yaşanabilmesi.

“GÜNÜN SONUNDA ÇOK MAĞDURİYETİMİZ OLABİLİR”

Bu eleştiri doğru, lakin ona yanıt da var; “efendim zaten iade etmiyorlar, etmeyecekler”. Kayıp çocuklardan dile getirmiyoruz biz, tecavüz edilmiş ya da başka saiklerle kaçırılıp öldürülmüşlerden bahsediyoruz. Meşru savunma nedenin yok, haklı bir sebebin yok, keyfi olarak insan öldürüyorsun. Toplum diyor ki “ben bu insanlarla yaşamak istemiyorum”, fakat günün sonunda çok mağduriyetimiz olabilir ve iade yasağı ile da karşılaşabiliriz. Bence öncelikle yapılması gereken, hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında yasalaşma hareketlerini tamamlamak ve tatbikatını buna yöneltmek. Toplumu buna inandırmak, toplumdaki bu endişeyi kaldırmak. Mesela diyelim ki şu şekilde bir ölüm cezası türü getirdik; yalnızca çocukları katledenlere uygulanacak bir idam cezası uygulaması öngördük. TCK m.82’de bunun cezası ağırlaştırılmış müebbet hapistir.

“SONRA GENİŞLEMEYECEĞİNİN GARANTİSİ DE YOK.”

İHAM diyor ki; ölüm cezasını tatbik edemezsiniz ve 25 yılda bir bu insanoğlu hakkında koşullu salıverme yönünden inceleme yapmak mecburiyetindesiniz. Biz bunu ihlal ediyoruz. Öcalan yasası vardır bizde, Ceza İnfaz Kanunu’nda Devletin güvenliğine karşı suç işleyip de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların koşullu salıverilme hakları yoktur, onlar yalnızca affedilebilirler. Affı mümkün olmayan yegane suç da orman suçlarıdır. Ölüm cezasının uygulandığı ülkeler var. Örneğin; Suudi Arabistan’a gittiğinde ticari maksatla uyuşturucu madde bulundurursan ölüm cezası verilebilir, ama biz Batı Hukuku endeksli bir toplumuz. Ölüm cezasının tatbikinde; yalnızca öldürme fiillerini esas alsanız, çocukları esas alsanız, bunun daha sonra genişlemeyeceğinin garantisi de yok. Toplumun her dileğini yerine getiremezsin, toplum çıkar der ki ayda on bin lira daha ver.

“ÖLÜM CEZASININ BEDELİ AĞIR OLABİLİR”

Ölüm cezasını; yaşamın bittirilmesi suçlarında taraftar olarak, artı eksi yönünde getirilebileceğini düşünsem de, mevcut hukuk sistemi buna müsaade edmez ve getirildiği taktirde bunun bedeli ağır olabilir. Sadece iade yasağı değil, iktisadi problemler ve Avrupayla uzaklaşma problemleri ile karşı karşıya kalabiliriz.

Dünyada idamı kaldırıp geri getiren ülkeler var mı?

“YARGI BUMERANGDIR, DÖNER SENİ BULUR”

Bildiğim kadarı ile şu an yok. İhtiyaçsa getirirsin, ama getirirken düzgün tatbik etmek için getirirsin. Önceliğimiz bu değil şu anda. Önceliğimiz şu anda düzgün yargılama yaptığımızı topluma gösterebilmek. Yargı bumerangdır. Bunu düzgün hale sokamazsanız, sonuçta dönüp dolaşıp seni bulabilir. Yargı, devletin değil milletindir. Yargının devletle doğrudan bir teması olmaz. Biz devlete yürütme, yönetme yetkisi veririz, itilaflara uyuşmazlıklara bağımsız ve tarafsız yargı baksın deriz. Bu milletin, siyasilerin, yargının büyüklerinin, üstatlarımızın yapmaları gereken yalnızca konuşmak, yazmak değil bunu uygulayabilmektir. Hani derler ya devletin dini adalettir. Hz. Ali’nin sözüdür. Bizim öncelikle şunu söylememiz lazım; burda beyaz bir sayfa açıyoruz, artık bundan sonra yargı herkese eşit davranacak. Bu kültürü oluşturacağız. Senin mahkemen benim mahkemem olmaz.

Ceza hukukçusu olarak ölüm cezası caydırıcıdır diyebilir misiniz?

“ÖLÜM CEZASI TEK BAŞINA CAYDIRICI DEĞİLDİR.”

İktisadi, sosyal, fiziksel sorunlarınızı önemli ölçüde çözemeden cezadan medet umarsanız, ölüm cezasının uygulandığı ülkelerde hiç suç işlenmezdi. Ölüm cezası tek başına caydırıcı değildir. Ama caydırıcı tarafı var mıdır? Vardır. Beni korkutur, sizi de korkutur, biz o suçları işlemekten kendi yapımız itibariyle zaten kendimizi alıkoyarız. Yani ölüm cezası var diyerek, suç sayılan bir fiili icra etmemek durumuna girmem, bunu da düşünmem. Ama benim olmamam başkasını olmayacağı manasına gelmez. Biraz da kriminoloji biliminin işi bu. Bunu sizin benim ceza hukuku üstünden çözebilmemiz mümkün değil. Kurallara uymazsan bunun bir karşılığı olacaktır.

“TÜRK HUKUKU’NUN KÜLTÜRÜ BOZULDU”

Cezalar caydırıcı mıdır? Evet, caydırıcıdır, lakin doğru dürüst tatbik edersen. Herkes de bunu biliyor. Zamanında ve çabucak tatbik edersen, beş on yılda dava bitirmezsen, beş sene sonra verdiği cezayı biz haksızlık yapmışız gibi bir tesbitle geri alıp kamuoyuna dönmezsen, “biz hata yaptık” o vakit insanlar diyor ki: “Ya kardeşim nasıl birşey bu”? Ergenekon, Balyoz süreçlerinin hukuk sistemine verdiği zararı dünyada hiçbir yerde göremezsiniz. Ne oldu size söyleyeyim. Türk Hukuku’nun kültürü bozuldu. Tutuklama tedbirini, örgütü, telefon dinlemelerini icat ettiler. Aslında 17-25 Aralık’ta kapıya dayanana kadar da bu hatalı uygulamalar hep vardı. Görünürde vesayeti tasfiye ediyoruz, biz ülkenin birliği beraberliği, Cumhuriyetin yanındayız diyorlardı, ama hiç te öyle gitmiyorlardı. Yargıyı, hukuku araç kıldılar. Şimdi bu hasarları düzeltme zamanı. Bunları çözemediğiniz vakit havanda su döversiniz. Sisteme güveni sağlamak ve hukuku öngörülebilir kılmak gerekir. Eşit muamele, eşit ve hızlı adalet şart. Esas olan; dürüst, ahlâklı ve hakkaniyetli bir düzendir. Yargının iş gücü ve kapasitesi belli, yargıyı dosya ve dava yüküne boğmamalıyız ki, yargı da önemli uyuşmazlıkları layıkıyla çözebilsin. Hakimlerin ve savcıların yer ve yetki güvencelerine yasallık kazandırılmalı, bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları kuvvetlendirilmelidir.

OHAL’in kalkması gündemde. Kalktığında ne olacak sorusu sık sık dillendiriliyor. KHK’lar geçerli olacak mı?

“FETÖ’YE İRTİBATLARIN TASFİYESİ BİTMEZ”

OHAL’in 1 sene olacağı, 2 yıla uzayabileceği konusunu ben ifade ettiğimde insanoğlu bana güldü. Meclis uzatmazsa 19 Temmuz itibariyle bu iş bitecek. Ne bitmeyecek? Soruşturmalar kovuşturmalar bitmeyecek, var ise FETÖ’ye irtibatların tasfiyesi bitmez. Bunları kamunun dışına çıkarabilirsiniz, lakin aç açıkta bırakamazsınız ayrı bir konu. OHAL bir psikolojik eşik oldu. Millet dillendiriyor. Üretime geçeceğiz, döviz düşecek, cari açık kapanacak ben öyle olmayacağını düşünüyorum. Ama artık ok yaydan çıktı. Büyük toplumlarda, ok yaydan çıkınca bunun gereğini yapmak halinde kalırsınız. Yoksa herşeyi OHAL’e bağlarlar.

OHAL kalktığında 2935 sayılı yasa askıya alınacak. OHAL’de çıkarılan kararnamelerin geçici süreleri kalkacak gözaltı süreleri 7+7 14 olmayacak. Bilemem, bu konuda kalıcı bir düzenleme de çıkabilir. Pasaport tahditleri, ayrı bir düzenleme getirilmezse OHAL bittiğinde kalkacak, lakin İçişleri Bakanlığı’nın Pasaport Kanunu m.22 ve mahkemelerin, hakimliklerin adli kontrolleri duracak. OHAL sonrasında yolculuk hürriyetinin önü açılacak, lakin bunun dışında soruşturmalar ve kovuşturmalar bitmeyecek. Yargıya herhangi bir halel gelmeyecek, ama avukatlar tutuklularla görüşecek, sınırlayamayacaksın. Artık İHAM’a ve Avrupa Konseyi’ne ben şu hak ve hürriyetleri askıya aldım diyemeyeceksin. OHAL döneminde ihraç edilmişlerin süreçlerine OHAL İnceleme Komisyonu bakmaya devam edecek.

“”OHAL NE KADAR İHTİYAÇSA DEVAM EDİN”.”

O konuda benim marjinal bir kanaatim var. Ben hep ifade ettim “OHAL ne kadar ihtiyaçsa devam edin”. Önemli olan toplumdur, millettir, birlik beraberliktir. Benim birliğim beraberliğim, ulusal güvenliğim tehdit atındaysa, ben ne ekonomiye bakarım ne başka bir noktaya. FETÖ; bunu ben söylemişimdir, yeni nesil delillerle hareket eden, konvansiyonel olmayan, geleneksel dışı, bilinen terör örgütü yapılanmalarının dışında çok farklı bir yapılanmadır. Onun içi adına “konvansiyonel olmayan illegal yapı” dedim. Öyle bir yapı ki; müthiş bir korkutuculuğu, baskı gücü var. Bu yapı devlete talip oldu, ayrıca devlet nerdeyse paralel hale geliyordu. Millet farkında bile değildi. Bakın 17-25 Aralık 2013 tarihinde ben avukatlık yaptım. Halk Bankası Genel Müdürünü savundum. Ortada Allah’ın bir kulu yoktu. Sonradan konuşmak kolay da, önemli olan sahada ve o sırada konuşmak.

“12 EYLÜL SÜRECİNDEN GEÇMEDİK Kİ, MEŞRU MECLİSİMİZ AYAKTA KALDI.”

OHAL kalktığında da, kimse dosyalar kapanacak diye beklemesin. Ben, “OHAL’in ilanına neden olan nedenleri ortadan kaldırmakla sınırlı, geçici tedbirler içeren KHK çıkarılabilir” demiştim, çünkü kanunları kalıcı yapmak sizin işiniz değil, onu Meclis yapar. OHAL döneminde hukuk devleti askıda mı, değil? Meclis askıda mı, değil? 12 Eylül sürecinden geçmedik ki, meşru Meclisimiz ayakta kaldı. Dedim ki arkadaşlar bu KHK’ları Meclise onaylatıyorsunuz, ama bu siyasi denetleme onları yasa haline getirmez. Uyum yasalarında da aynı eleştiriyi yaptım. Mantığım çok basit. Ben hukukun evrensel ilke ve esaslarına inanıyor muyum? İnanıyorum.

OHAL kalktığında bir takım teorik atışmalar yapacağız. Kalıcı düzenlemeler kalmaya devam edecek, tedbirler kalkacak, yargılamalar devam edecek. OHAL İnceleme Komisyonu devam edecek. Onların kararları beklenecek ve mahkemelere gidilecek, belki AYM’ye gidecekler, o olmazsa İHAM’a gidecekler.

Gelelim af atışmalarına. Hukukçular affa karşıdır sanırım.

“BÖYLE YAPAMAYIZ VE VATANDAŞA ANLATAMAYIZ”

Affı yargı mensupları sevmez. Af ikiye ayrılır; klasik af ve örtülü af. Sayın Bahçeli’nin girişimlerine baktığınız zaman, canım bu şimdi olur mu deriz, ama dikkat edin zamanla oraya geliyoruz. Klasik af Meclisin beşte üçü ile çıkarılır, şu anda Meclisin beşte üçü 360, kısaca 360 millet vekili bulamazsan affı çıkaramazsın. Anayasa gereği orman suçlarını affedemezsin. Suçlar ve cezalar dengeleyici olmalı. Yoksa uygulanmaz. Hırsızlığın cezası elli sene olsun, alkışlarsın ama hakkaniyetli değil. Türkiye Cumhuriyeti’nde yasa çıkarırken de, uygularken de dürüst, ahlâklı, hakkaniyetli olacaksın, konu baban bile olsa. Bunu yapabildiğin yerde seni kimse yıkamaz. Klasik af gelir mi? Bence zor. Klasik affın bir tehlikesi var. AYM genişletebilir bunu. Örtülü af iki şekilde olur; Cumhurbaşkanının özel affını söylemiyorum o özel, hastalıktan yaşlılıktan, bu dünyanın her yerinde var. Af bizde örtülü gelebilmesi muhtemel. Böyle bir klasik af çıkmayacak, ama çıkabilir de bak söyleyeyim. Yönetim sistemi değişikliği, yeni sistemin şerefine diye, 50. sene affı gibi yapılabilirdi beyaz sayfa açmak. Ancak bir oturdular baktılar ki; aman Allah’ım PKK var, FETÖ var. Bak orda FETÖ’de alt kademeye af getirebilirsin, ama hepsi öyle değil ki, 15 Temmuz’a karışanlar var, öldürmeler, örgütün yönetici kadroları var, ağır suçlar, cinsel istismarlar var. Herhalde birileri dedi ki biz bunu bu şekilde yapamayız ve yurttaşa anlatamayız.

Bir tarafta idam istiyoruz bir yanda af tartışıyoruz. Bu da enteresan bir durum.

Elbette ilginç. İçeriden çıkaracaklarınızı dışarda nasıl takip edeceksiniz? Dışarıda ben katiyetle bulaşmayacağım diyebilirsin, yemin de edebilirsin, ama 1 dakika içerisinde suç işlenebilir. Rahşan Affı söylediğimiz model, kısaca bazı suçlarda cezanın indirilip yatılacak kısmı, geri kalanının koşullu salıvermeyle çekilmesi yakarsa yeni suçla eski ile birlikte hepsini çekmesi. Bir öteki denetimli serbestlik. Bunda 10 sene ceza alanın yatarı olmayacak, ama lekeli olacak, sabıkası olacak.

“YA RAHŞAN AFFI YA DENETİMLİ SERBESTLİK”

Afta ok yaydan çıktı bundan sonra kime denk geleceği önemli, ya Rahşan Affı modeli ya denetimli serbestlik modeli. Tam bir af olmayacak gözüküyor, yargılamalar devam edecek, kısaca kişi suç işlemişse bu kayıt altına alınacak. Benim tehlike gördüğüm burda AYM bunu genişletir mi. Bu bir risk. Orası yargının meselesi. Ben her iki modeli beraber olacağını düşünüyorum, Devlete karşı işlenen bir kısım suçlar da olacak, diğer suçlar da olacak. Bu işi çok uzatmamak, olacaksa ya da olmayacaksa da noktayı koymak gerekir, çünkü asıl hedef hukuk ve yargı sistemine olan güveni yüzde 80’lere çıkarmak olmalıdır. Bu da birden bire olmayacak, öngörülebilirlik konusunda yaşanan problemleri da aşmak gerekir. Belirtmeliyim ki, Devlet herkesin can ve mal güvenliğini korumalıdır, sokaklar sahipsiz değildir, kimse de hukukun üzerinde değildir. Hukuk Devleti; her vakit ve her yerde varlığını belli etmeli, suçu engellemeyi bilmeli, işleyenin de cezalandırılmasını sağlamalıdır.

Favori Sosyal Medya Hesabın Hangisi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.